31 Temmuz 2014 Perşembe

Durum Bildirimi ve Mim

Yazıma bayramlardan nefret ediyorum şeklinde başlamamak elimde değil üzgünüm. Gerçekten nefret ediyorum ya öyle böyle değil.2-3 gün öncesinden beni bir sinir sarıyor. Fazlasıyla samimiyetsiz buluyorum bu bayramları. Belki de akrabalarımın çoğunu sevmediğimdendir ne bileyim. Bazıları bize mecburiyetten geliyor ve ben de onlara bize geldiler diye mecburiyetten gidiyorum. Laf olsun torba dolsun şeklinde muhabbetler dönüyor sürekli. Ve hep aynı son. Herkes aynı cümleyle kalkışını yapıyor. "Bize müsaade daha ziyaret edecek çok yerimiz var" İşte bu cümle beni o kadar mutlu ediyor ki anlatamam :D

Şimdi misafirden nefret ettiğimiz düşündünüz kesin. Ama öyle değil samimi ve içten olduğunu düşündüğüm birkaç akrabam var neyse ki :D Bak onlar saatlerce otursunlar hiç problem değil :)

Yapmacıklık ve mecburiyet girdiğinde işin içine nefret ediyorum işte. Mesela kurban bayramını ve yine aynı insanları mecburiyetten göreceğimi düşününce sinirlerim zıplıyor :)

İşte bayramdı misafirdi derken hiç uğrayamaz oldum buralara.Aklım sürekli okuyamadığım bloglarda ve başlayamadığım kitaplarımdaydı. Her gün telefondan şöyle bir göz attım. (Bilgisayara dokunmaya fırsat olmadı siz düşünün artık) Yeni yayınlar gördükçe aklım nasıl burada kaldı anlatamam.Ama şimdi acısını çıkarıp tek tek okuyacağım.

Aklımın bir köşesinde duran mimi de cevaplayıp sizleri okumaya başlayayım.

***

Deep bu mimden kusur kalmama engel oldu sağolsun :) Teşekkür ederim Deep :)

Aşk mı bağlılık mı?
Eğer karşılıklıysa aşkın bağlılığı da beraberinde getireceğini düşünüyorum.Bağlılıksız aşkı ne yapayım ben :) Bağlılıksız ne ya? Neyse anladınız siz beni :)

Gurur mu teslim olmak mı?
Olaya ve duruma göre değişir. Teslim olacağın insan var olamayacağın insan var yani sonuçta :)

Sarışın mı esmer mi?
Kumral.

Yeşil göz mü mavi göz mü?
Yeşil.

Et mi tavuk mu?
İkisi de.

Karpuz mu kavun mu?
Karpuz.

Altın mı gümüş mü?
Estetik açıdan gümüş ve beyaz altın.

Kedi mi köpek mi?
Köpek.

Beyaz mı siyah mı?
Beyaz.

Yağmur mu güneş mi?
Bunaltıcı olmayanından bir güneş mümkünse.

Mesajlaşmak mı aramak mı?
Mesajlaşmayı sevdiğim sayılı insan var.Onlarla mesajlaşmanın da konuşmanın da tadı ayrı :) Onlar dışında genelde aramayı tercih ederim.

Bodrum mu Çeşme mi?
Dünyanın en güzel yerini verseniz yine istemem.Yeter ki ayın 11'i gelsin ve ben tatilime gideyim başka bir şey istemiyorum :)

Deniz mi havuz mu?
Deniz.

Şimdiye kadar benim gibi bu mimden kusur kalanlar mimlendiniiizz !  :)
Mimleyecek enerjim olmadığı çok mu belli oldu ne :D

25 Temmuz 2014 Cuma

Can Sıkıntısı Mimi



GRİ LADY'den gelen minik sorulu bir mimim daha var :) Teşekkür ediyorum kendisine ve biraz geç kalmış olduğum için de özür dilerim :)

Pazartesi sendromu yada tamamen farklı bir sebepten dolayı keyifsiz ve mutsuz hissettiğinizde bu ruh halinden nasıl kurtulursunuz? Daha enerjik ve neşeli hissedebilmek için neler yaparsınız?

Pazartesi sendromunun bendeki ifadesi haftasonundan sonra erken kalkmanın zorluğudur. Yani saat 11 sularında bunun etkisinden kurtulmuş olurum. O saate kadar da ofistekilerle muhabbet edip çay kahve içip biraz gazete okuyup biraz televizyon izledim mi birşeyim kalmaz :)

İşteyken canım sıkılırsa ve yapılacak acil işler de yoksa blogla uğraştığım her halimden belli sanırım söylememe gerek yok :) Mesela şu an adli tatil yapılacak fazla iş yok ve ben hep buradayım yihhuu :):)

Evdeyken keyifsiz ve mutsuz hissettiğimde kitap okurum, uyurum ve genelde Serkan'ı arar bıdı bıdı bıdı yaparım :D Keyifsizsem canım birşey yapmak istemez genelde.  Bu mim de bitti böylece. Ama kenarda bekleyen iki tane daha var. Acaba bloğu açtığımdan beri kaç mim cevaplamışım çok merak ediyorum.Sayacağım bir gün üşenmezsem :)

Bu mimi bir çok kişi yaptı sanırım o yüzden tek tek mimlemiyorum.
Cevaplamamış olanlar yaparsa sevinirim :)

24 Temmuz 2014 Perşembe

Kendinle Yüzleş Mim'i


Persephone hazırladığı güzel sorularla mimlemiş beni.Kendisine teşekkür edip hemen cevaplara geçiyorum :)

♣Geçmişin olmasaydı bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?
Geçmişte öğrendiklerimin bugünüme hem olumlu hem de olumsuz etkileri var.Olumlu etkisi şöyle ailem her isteğimde ve hedefimde yanımda oldu. Mesleğimi edinmiş olmamda ve hedeflerimi gerçekleştirmemde onların etkisi çok büyük. Geçmişimde onların desteği olmasa sanırım asla hayalim olamayacak bir hayat yaşıyor olurdum. Olumsuz etkisi de şu ki  Türkiye'de yaşıyorum ve bir çok tabu ve kurallarla yetiştirildim. Bazı istisnalar tabi ki vardır ama küçük bir yerde yaşamak ve "kadın"olmak bir çok duvarın arasına hapsediyor bizleri. Başka bir ülkede yaşıyor olsaydım sanırım gönlümce yaşıyor olurdum. Kendi hatalarımı,doğrularımı ve yanlışlarımı tecrübeyle öğrenebilir ve daha çok kendim olabilirdim.

♣Annen, baban senin için ne ifade ediyor?
Annem:Güven,paylaşmak,dost gibi,içten,fedakarlık.
Babam:Duyguları saklı yaşamak,güven.

♣İmkansız olduğunu düşündüğün herşeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?
İmkansız olduğunu düşündüğüm bir hayalim yok aslında şu an. Ama olsaydı elimden geleni yapardım sanırım. Bazen istersek neden yapamayalım diye düşünüyorum ama keşke herşey sadece bizim isteyip istemeyişimize bağlı olsa.Sanırım sadece istemek yetmiyor bazen.

♣Şu an sen kimsin ve ne kadar büyük,parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?
Şu an hayata yeni atılmış ve herşeyi sıfırdan öğrenmeye başlayan biriyim.Tecrübenin ne kadar önemli olduğunu yeniden görüyorum. Her geçen gün hayattan beklentilerim artıyor. Ve inanıyorum ki hiçbiri başaramayacağım şeyler değil. Bir kaç gündür yeni bir hedefim var. Serkanla birlikte olumlu olumsuz her yönünü düşünüp konuşuyoruz. Bir gün gelecek bu ikimizin macerası olacak ve hedefimi gerçekleştirmiş olursam bu macera ikimiz için de daha huzur verici olacak.
Nasıl bir macera ortaya koyacağıma gelirsek ben sadece mesleğini çok iyi yerine getiren, mutlu olduğum ve mutlu edebildiğim bir ailem olsun istiyorum. Sanırım çok maceralı ve büyük bir hayatta gözüm yok :) Huzur ve mutluluk yeterli benim için.

♣Kalbin daha önce kırılmamış olsaydı ne kadar neşeli, inanılmaz,olağanüstü,değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?
Kalbim daha önce kırıldı hem de çok.Ama buna kendi hatalarım sebep oldu. Pişmanlıklarım oldu.Ama artık hepsi çok geride kaldı. Olmasını istediğim şekilde bir ilişki yaşıyorum. Umarım hep böyle hissederim :)

!Mimlendiniz!  :)
Helene
Biz Kimiz Kadınız
Mert Koyutürk
safransarı
Ahu Kader
Dr.Coffee
D.S.K.
3gen
Drama Queen
xCoach

Kitap Mimi-Uzuuunnca Bir Mim Listesi :)



Benim gibi mim cevaplamaya bayılan ve bana yeni bir mim gönderen D.S.K.'ya teşekkür ediyorum :)

♣Ne sıklıkla kitap okursunuz?
Bu aralar pek kitap okuyamadığımdan yakındığım şu günlerde tam yerinde bir mim oldu :) Aslında  hergün kesinlikle açıp okuyorum. Çünkü tv izlemiyorum ve odama çekildiğimde bilgisayar ve kitaptan başka birşey gelmiyor aklıma. Bazen düşündüğümden fazla okurken bazen de tam 5-10 sayfa okumuşken bir bloğa bakayım diyorum bir de kendime geliyorum yatma saatim gelmiş :)
Yani her gece kesinlikle okurum. Ama bu bazen 5-10 sayfa olur bazen 50-100 sayfa :)


♣En sevdiğiniz yazarlar?
Dostoyevski ve Tolstoy çok severim. Lisede diktatör gibi edebiyat hocama rağmen onları sevebildiysem bence ilk sırada yer almalılar diye düşündüm :)
Ahmet Ümit,Jojo Moyes,Dan Brown. Canan Tan Hasret kitabını okuduktan sonra sanırım en sevdiğim yazarlar arasında yerini aldı.

♣En beğendiğin kitaplar?
Dostoyevski-Suç ve Ceza
Tolstoy-Savaş ve Barış
Ahmet Ümit-İstanbul Hatırası,Kavim,Kukla
Zülfü Livaneli-Serenad
Khaled Hosseini-Uçurtma Avcısı,Bin Muhteşem Güneş
Jojo Moyes - Sevgilimden Son Mektup
Canan Tan-Hasret
Not:Okuduğum kitapların konusunu o kadar çabuk unutuyorum ki beğendiğim kitaplar olduysa da hatırlamıyorum.  Aklıma gelenler bunlardı :)

♣Yerli/Yabancı hangi yazarların kitaplarını tercih edersin?
Sanırım üstteki soruyla paralel bir cevap olacak. Yukarda yazdığım yazarların kitaplarını seve seve okuyabilirim.

♣Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?
Okuduğum ilk ve son seri Harry Potter'dı sanırım. Eğer unutmadıysam başka okumamış olmalıyım :)
Ama taaa ne zaman milletin okuyup da dedikodusunu yaptığı Pucca'yı bir türlü okuyamadım ya ona yanarım. Kitapları aldım çoktan. Dördü de beni bekliyor ama bir türlü sıra gelmedi. İçinizden aaa daha okumadın mı demeyin sakın :D  Seri sayılır mı bilmem ama onu adli tatil döneminde arada çıkarmak istiyorum. Bir de Vefa Enver'in kitaplarında gözüm kaldı.

♣Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?
Aslında sevdiğim tarzları üçe ayırabilirim.
1-Ahmet Ümit vb. (Katil,cinayet,ölüm,kan :D )
2-Canan Tan vb. (Aşk aşk aşk :))
3-Dan Brown vb. (Sırlar,semboller,ölüm,cinayet,şifreler gibi gibi :))

♣En son hangi kitabı okudun?
Jojo Moyes-Sevgilimden Son Mektup

♣Şu anda hangi kitabı okuyorsun?
Dan Brown - Kayıp Sembol (Dan'e not: Hiç beklediğim gibi değilsin bebeğim :))

♣Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?
Takip ettiğim bir çok kitap bloğu var. En kötü yanları ne biliyor musunuz? Daha önce de dediğim gibi geçen ay ne okudum bu ay ne okudum diye 50 tane kitap ismi yazmıyorlar mı çıldırıyorum :D
Kıskanıyorum galiba. Evet evet resmen kıskanıyorum :D
Yeterli mi? Bence yeterli olanlar mevcut.

♣Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?
Evde vakit geçirebildiğim sayılı şeylerden biri. Günlük yorgunluktan kurtulmamı sağlıyor sanki.Okurken kendimi bir kahramanla özdeşleştirmeyi seviyorum ve  bu da benim için dizi yada film izlemeye eşdeğer bir şey oluyor.Yönetmenlik de tamamen bana kalmış. Daha ne olsun ki ? :) Bu aralar pek okuyamasam da asla vazgeçemeyeceğim bir şey.

Bu mimi henüz kimselerde görmediğim için sabrım elverdiğince bir çok kişiyi mimlemek istiyorum :)

Kreatif Başkan
Keyaki
Yerli Pollyanna
Maya
Kızlı Erkekli Kedili
Myna
Persephone
Spot Işığını Arayan Kız
Cessie
Mor Rimel
Titania
Mien
Pink Timber
gizemli kimlik
Atarlı Hatun
Zamska
Jysra Reçani
Yumiyum
Bir Delinin Pembe Defteri
Lady Witch
Black Swan
xCoach
Şeyma
Plaza Sesi
Sempatik Blog
Hem düşünür hem yazar
maviye iz süren
Kiraz çiçeği ninja
loverK
Kılıçlı Voyvoda
Bilal Aydın
Ruhsuz Atmaca
Emrah Özdemir
Özge Kara
Gri Lady
Havva Peynirci

Ayy bayılazayım galiba :D
Gözlerim bir tuhaf görmeye başladı :D Umarım bir karışıklık olmamıştır linklerde. Şeyma'nın bloğuna tıkladığınızda karşınıza Yumiyum çıkmasın da :D

İyi geceler canlarım :)









23 Temmuz 2014 Çarşamba

Rüzgar'a Mecburi Veda ve TEŞEKKÜR


Şimdi veda kısmına geçmeden önce teşekkür etmem gereken üç kişi var. 

Bloğumun yeni görünümü o kadar içime sindi ki çok çok sevdim. Böyle bazen bakıp bakıp mutlu oluyorum :) Sade ve gözü yormayacak bir değişiklik istiyordum. Sıkılmıştım da. Ama böyle tasarımmış değişiklikmiş pek beceremiyorum. 

Neyse ki  Maya devreye girdi ve istediğim değişiklikler için Zamska'nın bana yardımcı olabileceğini söyledi. Zamska'ya mail attım ve bana hemen geri döndü. İstediğim değişiklikleri söyledim kendisine. Ama insan tam olarak ifade edemiyor da ne istediğini. Fakat Zamska sağolsun tüm yoğunluğuna rağmen vakit ayırıp o kadar içime sinen bir tasarım yaptı ki kendim yapsam bu kadar sevmezdim sanırım :) Başını ağrıttım biraz ama bana iyi katlandı vallahi :))

Sonuç olarak içime sinen tüm bu değişiklikleri yapan sevgili Zamska'ya ve buna aracı olan Maya'ya kocamaaann teşekkür ederim ♥ :)

Ayrıca dağıttığı sevgi ve dostluk ödülünde beni es geçmeyen Buralı Olmayanlar Lokaline de çok teşekkür ederim.

***



Şimdi gelelim veda kısmına. Birkaç günde fazlasıyla alıştığımız Rüzgar'a veda etmek zorunda kaldık maalesef. O kadar üzüldüm ki anlatamam. Her fırsatta bahçeye çıkıp onunla ilgileniyordum. Adli tatil dönemindeki durgunlukta beni mutlu eden tek şeydi belki de. Aynı katta yan tarafımızda kuaför var. Onun da kapısı bahçeye açılıyor. Haftasonu biz uğrayamadığımız için Rüzgar'la o ilgilenecekti. Ben Pazar günü de uğrama fırsatı buldum bahçe darmadağındı. Rüzgar biraz yaramazlık yapmış anlayacağınız. P.tesi geldiğimizde kuaför "haftasonu bahçeyi talan etti.Her yere tuvaletini yapmış. Çiçekler mahvoldu. Haftasonu bana gelen müşterilerin çocukları da hiç rahat bırakmadı köpeği" deyince anladık ki Rüzgar'a yol göründü. Kuaföre gelenlerden biri "bana verirseniz bakarım ona" demiş. Eninde sonunda da biraz büyüdükten sonra problem yaşayacağımız belliydi zaten. Biz de verdik Rüzgar'ı :( Umarım iyi bakarlar ona. 
Off insan herşeye ne kadar çabuk alışıyor ya. Gittikten sonra bir fena oldum. Öyle işte...

Ölen muhabbet kuşumun ardından günlerce ağlayan benden de başka bir performans beklenemezdi zaten. Tabi ki çok üzüldüm.Ama yapacak birşey yok. İçim bir tuhaf oldu bak yine.Neyse öğle arası vakti gelmiş. Gittim ben...

22 Temmuz 2014 Salı

PS Mim Yapmış - 2



Sevgili Plaza Sesi yine güzel sorularla bir mim hazırlamış ve beni de unutmamış. Mersi PS :)

Evde kendimi yayıp da oturabildiğim o kadar az zamanım var ki. Ablamlar bizde. Önce diğer ablam ve yiğenim buradaydı onlar gittiler diğerleri geldi. Çok yoğunum çok :P Bari işten çıkmadan fırsat bulmuşken yapayım dedim.

Daha bekleyen 3 mim var ve benim vaktim yook. Bu yüzden kendimi sanki bankadan kredi çekmişim de borcumu ödeyemiyormuşum gibi hissediyorum nedense. Bu kadar önemlisiniz benim için bilin diye söylüyorum yani =))

Neyse başlıyorum.

1-Kendinde en yetersiz bulduğun durum?
İlk olarak yeterince kitap okumadığımı düşünüyorum. Kitap almaya bayılıyorum ama okumaya gelince bir uyuşukluk hissi bir tembellik ki sormayın gitsin.
Bir de şöyle geçen ay ne okudum falan diye postlar görünce kendimi işe yaramaz birşey hissediyorum ya. Bakıyorum millet ayda 30 kitap okuyacak neredeyse sinirlerim zıplıyor :D

İkincisi mutfak konusu. Baya baya yetersizim :)

Üçüncüsü Geçen sene gittiğim İngilizce kursundan sonra sanki öyle bir dil hiç hayatımda olmamış gibi davrandığım için sinirliyim kendime. Yetersiz olduğum gayet bariz sanırım :)

Sonuncusu 4 yıllık üniversite hayatımda aslında sadece doktrini öğrenmişim pratikte hiçbirşey yok ortada staja başlayınca anladım. Mesleki bilgi konusunda da öğrenecek çok şeyim var.

2-Hayatında düzenlemen gereken şeyler?
Gün aşırı dağılan dolabım.Daha düzenli bir insan olmayı öğrenmem lazım.
İşteyken zamanı daha verimli geçirmeyi öğrenmeliyim.
Bu aralar kafamda dönüp duran bir şey var ama kesin karar verince bahsederim artık :)

3-Kendine yeni donanımlar katacak mısın? Ne ki onlar?
Aslında ilk soruyla bağlantılı bir cevap olacak benimki.Kitap okumak,ingilizce ve hukuk alanında donanımları arttırmak gerek.

4-Yapmak istediğin etkinlik var mı? Rotan ne?
Şu anda 20 gün sonra gideceğim tatilden başka birşey düşünemiyorum ki. Çok bunalmış olmalıyım sanırım.

5-Çocuğuna mirasın ne olacak? 5 seneye kadar yapabileceğin şeyleri söyle bakalım.
Çocuğuma öğretmek istediğim en önemli şey sanırım anı yaşamın güzelliği. Hayatını bu şekilde yaşamasını istiyorum. Bir de kendini sevmesini sağlayacağım. Çünkü herşey insanın kendini sevmesiyle birşey ifade ediyor bence.
Müzikle ilgilenmesini çok istiyorum. Bu konuda kendini keşfetmesi için onu kurstan kursa gönderip elimden geleni yapabilirim. Sevdiği mesleği yapabilmesi için de herşeyi yapmaya hazırım.
Benim mirasım daha çok psikolojik şeyler olacak sanırım :)

5 yıl sonraaaa... Sanırım ya kendi büromda çalışıyor olurum yada hiç ummadığım bir çalışma ortamım olur bilemedim şimdi. Bazen hedeflerimi değiştirmem konusunda düşünüyorum da. Bakalım zamanla karar vereceğim. Umarım Serkan'la evlenmiş oluruz :) Her köşesinin bizim zevkimizi yansıttığı tatlı bir evimiz olur. Bir de evde oradan oraya koşturan bıcır bıcır birşey olur belki bilemiyorum :D
Kocaman bir kütüphanem olur. Ve yine kitap alma hızıma yetişemeyen bir kitap okuma yeteneğim olur kesin :)
Rüzgar gibi tatlı bir kuçumuz olur mu acaba yaa? Of yine hayallere daldım ben. Neyse evime gideyim artık :)

Bu mimi bir çoğunuz yaptı.Ben geç kaldım o yüzden kimseyi mimlemiyorum ama isteyen yapabilir tabi ki ben de seve seve okurum cevapları :)
Hoşçakalııın :)



17 Temmuz 2014 Perşembe

Rüzgar :)



Bahçenin ücra köşelerinde bizden saklanmaya çalışan Rüzgar'ımız :)

Tam fotoğraf çekeceğim anda sanki benimle dalga geçermiş gibi kafasını çeviriyor yakalayamadım bir türlü :)

Şimdilik bu kadar :) Bize alışınca daha çok fotoğraf olacak eminim :)






















Aramıza Yeni Biri Katıldı. " Adı Rüzgar " :)

Bugün küçük bir şehirde çalışmaya başladığım için bir kez daha mutlu ve şanslı hissettim kendimi. Ofis ikinci katta olmasına rağmen çiçeklerle dolu küçük bir bahçemiz var.  Yazın yemekleri bahçede yemek, sabahları kahvaltı keyfi yapmak o kadar güzel ki. Bazen çay keyfi bazen dondurma keyfi yapmak için oturuyoruz bahçede. Bu ofise geldiğimde ikinci katta bahçe olması çok tuhafıma gitmişti.

Ofisin yakınlarında birkaç gündür gözümüze takılan küçük bir köpek vardı. Sibirya kurdu kırmasıymış. Bir gözü masmavi bir gözü de kahverengi. Zaten yanından geçerken "evdeki köpeği birine versem de şunu koynuma alıp kaçsam mı" diye düşünüyordum :)  

En sonunda bugün kendi evime olmasa da ofisin bahçesine aldık onu :) İsmini de "Rüzgar" koydum.Ofisin sahibi avukat da çok sevdi Rüzgar'ı. O da köpeklere bayılıyor zaten. "Sorun olmadığı müddetçe burada bakarız. Bir problem olursa da ben evimin bahçesine götürürüm" dedi. Burada bakamayız diyecek diye ödüm patlamıştı. 

Sevinçten ağzını burnunu öpesim geldi Rüzgar'ın :D Getirdiğimizde kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırmış, bacakları titreye titreye korkarak oturdu bir süre.Sürekli otların arasına saklanmaya çalıştı. Sonra sevip su verince bize alışmaya başladı. O minik kuyruğunu sallamasıyla mutlu olduğunu ifade etti zaten :) Hemen yemekten kalan kemikleri verdik. O minicik dişleriyle nasıl yuttu o kemikleri hayret ettim. 

Hiçbir şeyle ilgilenesim yok. Dosyalar umrumda bile değil :D Sadece Rüzgar'ı sevip onunla oynamak istiyorum :) Nasıl mutluyum anlatamam. İyi ki de aldık onu buraya. Bize de eğlence çıktı. Zira kaç gündür ofis ahalisinin üzerine ölü toprağı atılmış gibiydi. Çok iyi oldu yeni elemanımız Rüzgar.Yaşama sevincimiz yerine geldi resmen :)

Şimdi de gölgede otların üzerinde serin serin bir uykuya daldı. Uyurken tüylerini seviyorum gözlerini bile açmıyor. Dünya umrunda değil :) Günde 50 kere el yıkayacağım böyle giderse. Tam yıkıyorum ellerimi iki dakika sonra yine seviyorum sonra yine yıkıyorum :)

Ben bunları yazarken de ilk beceriksizce havlayışını duydum şimdi. Oyy yirim onu ben ya. Alıp koynuma sokasım var :D Yarın aşısını yaptırıp bir güzel temizleyeceğiz. Evde bahçede bir köpeğimiz olmasa alıp götürürdüm onu. Evdekiyle yıldızımız hiç barışmadı zaten. O beni sevmiyor ben de onu :)

Küçük şehirde çalışmanın bir çok dezavantajı olmasının da yanı sıra samimiyet sizi bir yerden yakalıyor işte. Hem yanında çalıştığım avukat,hem adliyede çalışan memurlar, hem de buraya gelip giden müvekkiller herkesin tavrı çok iyi. Ve bir kez daha anladım ki bahçeli bir ofiste çalışmak harika :))

Bahçeye gideyim de uykusundan uyandırıp birazcık mıncıklayayım Rüzgar'ı. Hayvan benim yüzümden buradan kaçmazsa iyidir :)



16 Temmuz 2014 Çarşamba

Cevapsız Sorular Mimi-2



xCoach cevapsız sorular mimi serisinin devamıyla bana gelir de ben kaçırır mıyım hiç? xCoach'a ve bu soruların kaynağı olan yufkayüreklikelgöbekli'ye de teşekkürü bir borç bilirim :) (Ayrıca bu mim serinin 3.sü ben birinciyi kaçırmışım. Onu da üstüme alınıp cevaplayayım bari bir ara :D)

Kaliteyi para ile ölçmek nedir?
Benzer ürünü yada hizmeti daha pahalıya aldığımızda daha kaliteli olacağına inandığımız ve bazen de yanıldığımız düşünce tarzıdır. Şahsen bunu tecrübe etmişliğim oldukça fazladır. Sonrasında insan kendini salak gibi hissedebiliyor eskiden daha pahalıya edindiği şeyler için.

Sonuç olarak kazıklanmak = kalite değildir bence.

Faşizm nedir? Sadece sağ görüş mü yoksa baskı ile kısıtlama mı?
Faşizmin sağı solu bilmem nesi yoktur . Faşizm kelimesinin peşi sıra yürüyen kelimeler bütünü oldukça sevimsiz.Baskı,otorite,diktatörlük,hakimiyet,güç,ezmek ...
Farklılıkları baskıyla yok edip herşeyin tek tip olması için yapılan psikolojik ve fiziksel eziyettir.

Az ile yetinmek, çok ile yetinmek, kanaat etmek nedir? Yetinmek nedir? Ölçütü nedir?
Şimdi öncelikle çok ile yetinmek diye birşey yoktur bence. Çokla zaten yetinirsin. Hala da yetinemiyorsan e yuh yani artık. Gerçi günümüzde çokun da çoku var.Lüksün sınırı yok ki. Ama çok ile de yetinememek bence görgüsüzlük sınırlarına giriyor olmalı.
Az ile yetinmeye gelince, az olanın ne olduğuna bağlı. Bazı şeyler az olduğunda da yetinilebilir ama bazılarında da daha fazlasını istemek zorunda hissederiz kendimizi. Ama ne olursa olsun az ile yetinmeyi öğrenebilmek gerekir. Herşeyin fazlasına sahip olamayız sonuçta.
Kanaat etmek ve yetinmek az çok farketmez ondan fazlasında gözü olmamaktır bence.Öylece kabullenmektir şikayet etmeden.
Yetinmenin ölçütü oldukça görecelidir. Bana göre insan o şekilde mutluysa yetinebiliyor demektir. Eğer mutlu değilse daha fazlasına ulaşmak için çaba gösterecek demektir zaten.

Herhangi bir zümreye ait olmak nedir? Zümre nedir? Kendinden olmayanı kabul etmemek?
Herhangi bir konuda bir sınıflandırmaya dahil olmak demektir.
Düşünce,yaşam tarzı,meslek yada herhangi birşey açısından dahil olunan çerçeve ise zümreyi ifade eder.
Kendinden olmayanı kabul etmemek ise tek tip yaşamak,tek tip düşünmek ve hayata at gözlükleriyle bakmakla eşdeğerdir. Bunun ötesinde de bencillik, tahammülsüzlük ve empati yoksunu insanları ifade eder.

Kendinden olmak nedir? Olmak?
Kendinden olmak deyince bana çağrışım yapan iki konu var.
Birincisi herhangi bir konuda ortak düşüncelere, ilgi alanlarına,yaşayışa kısacası "ortak veya benzer" birşeylere sahip olduğumuz kesim.

İkincisi de bir şekilde kişiliğimizin "kendimizin" başkalaşması ve kendimizi tanıyamaz hale gelmek. Sanki içinde başka bir yabancıyla yaşıyormuş gibi hissetmek.

Kendin kim ?
Zamanla büyüyen olgunlaşan ve sürekli onu çözme, tanıma peşinde olduğum. bazen ne hissettiğini ne istediğini anlayamadığım şahıs. Kimi zaman çok uyumluyken kimi zamanda gırtlağını sıkasım gelen içimdeki 4.tekil şahıs olabilir mesela.

Alkol tüketmek, uyuşturucu tüketmek, tüketmek, tükenmek...
Çevreye zarar verilmediği müddetçe ve etrafındaki insanların sabrını tüketmediği müddetçe saygı duyulası tercihler. Alkol için olmasa da uyuşturucu kullananların tüketirken tükendiğini düşünüyorum.

Kıyafet.Giyinmek.Hep aynı,hep farklı.Farkı ne?
Birine baktığımda dikkatimi çeken ilk şey.  Giyinmek zorunda olduğumuz kumaş parçaları. Aslında her birimiz farklı giyinmeye çalışırken birbirimizin aynısı oluyoruz. Aynı tarz giyinmek ve arada farklılıklar yapmaya çalışmak bence insanın ruhsal durumuyla ilgili. Sonuç olarak farklı giyinmeye çalışsak da bir kopyalar bütünüyüz.

Sevmek.Vücudu sevmek,ruhu sevmek,olmayanı sevmek...
İnsan çabuk sevebilen bir varlık. Hem vücut hem de ruh açısından. E hep var olanı sevecek değiliz. Bazen olmayan yada varlığından emin olmadığımız şeyleri de sevebiliyoruz bence.

Çift olmak,o çiftten tek yaratmak,kişiliği indirgemek.
Çift olmak güzel de o çiftten tek yaratmayı tehlikeli buluyorum. Önemli olan kişilikleri indirgeyip tek olmak değil barındırdığımız farklılıklarla uyuma ulaşıp tekliği bu şekilde yakalamak bence.

Hayvan yemek.Kanatlı,büyükbaş,küçükbaş...
Her ne kadar onlar için üzülsem de çok lezzetliler.
Bu konuda bir yerde bir yanlışlık var ama nerede bilmiyorum. Ayrıca bu yanlışlık hissi birazdan köfte yiyeceğim gerçeğini değiştirmez.

Bu soruları cevaplamalarını istediğim şahıslara gelirseeek :)
Şeyma (Umut Hikayem)
Persephone
Spot Işığını Arayan Kız
D.S.K.
Plaza Kaşarı
Ruhsuz Atmaca
menen
Titania
Jysra Reçani
Cessie
Atarlı Hatun

Hadi bakalım kolay gele :)

15 Temmuz 2014 Salı

Başlıklardan Hiç Hoşlanmam :P

Bugün yerimden hiç kalkmadım desem doğru söylemiş olabilirim. Bir tek öğle yemeğinde ayrıldım koltuktan. Artık oturan yerlerim sızım sızım sızlamaya başladı sanırım. İşten çıktığımda yürüyememekten korkuyorum. Yürümeyi unutmuş olabilir miyim acaba? Yok artık :D

Her açıdan değişikliğe ihtiyacım olduğu o kadar bariz ki. İçimden bir ses kükreye kükreye bunu bağırıyor. Ben de ona küfredip "sus lan otur yerine" diyorum :D Saçımı bile kestiresim varsa evet benim değişikliğe ihtiyacım var demek oluyor bu.

Neyse çok şikayet etmeyeyim tatilime 26 gün kaldı şurada. Geri sayım başladı yehhuu :)

Ablamla yiğenim bizde. Kendime ayıracak bir dakikam bile yok. İşten eve gidiyorum sürekli benden birşeyler isteniyor. Akşama oraya gidelim buraya gidelim. Durmadan bana sorulmadan yapılan planlara dahil olmak zorunda kalıyorum. Kimseyi kıramıyorum yaa off melek gibiyim kahretsin :D

Bakalım bu akşam nerede alacağız soluğu? Dün eve gittiğimde yiğenim yine "of sıkıldım ben nereye gitsek dışarı mı çıksak" triplerine başladı. Ergen işte. Hiçbirşeyden memnun olmuyor ki. Alıp Paris'e götürsen orada da sıkılır yeminle. Önce herkes "yok çıkmayalım bu akşam balkon sefası yapalım" dedi. Saat 10a gelirken birden ayaklanıverdiler. E bana da kalkıp hazırlanmak düştü. Karşı gelmek ne mümkün ergen hanımefendiye. Sonra onun suratını mı çekeyim :)

Zaten laptopunu da getirmemiş. Bu yaştan sonra bilgisayar kavgası yaptırtacaklar bana. Neredeyse "ama sıra bendeydi yaa" diye isyan etmek üzereyim. Hiç de anlamam ki bu tür kavgalardan. Bilgisayarımı hep tek başıma kullandım :) Laptopuma dokunmayalı günler oldu. Çünkü Güneşi beklerken diye salak bir ergen dizisi var ya. Heh işte koca gün internetten onu izliyor oturup. Günde kaç bölüm izlediğini tahmin edemiyorum. Oradaki Kerem'i görünce ağzının suyu akıyor da.

Evde televizyonun yüzüne bile bakmayan benim gibiler için laptopsuzluk ne zormuş meğer. Köşesindeki kırmızı oje lekemi görmeyi bile özledim. İlk defa şu akıllı telefonlar için şükrettim diyebilirim.O da olmasa fıttıracakmışım yani.

Bugün blog açtığım için bir kez daha mutlu hissettim kendimi. Daha önceden ne yapıyormuşum ben ya ? Hiç hatırlamıyorum valla bak. Sanki blogla çıkmışım anamın karnından.

Az önce Deep'in verdiği son ödülleri gördüm. O kadar çok blog linki koymuş ki dayanamadım. Hepsine tıklayıp beğendiklerimi gözüme hoş ve takip edilesi gelenleri takip etmeye başladım. Kendime geldiğimde gözlerim çift görür gibiydi, midem bulanıyordu ve kusasım vardı. Çünkü o kadar çok blog var ki keşke yarıya bölseydim :D Ve Deep'i bir kez daha tebrik edesim geldi sabrından dolayı :) Tebriklerimi yolluyorum buradan :)

Ayrıca bu aralar farkediyorum ki takip edilesi blog görünüm tercihlerim varmış benim. Neymiş bunlar derseniz. Bunu kelimelerle ifade edemem. Anlık bir his sadece. Bazıları o kadar itici geliyor ki hemen uzaklaşmak istiyorum oradan. Zaten öylelerini de takip etmiyorum. İçim daralıyor. Okuyamıyorum. Şimdi "ayy ne ukala" dediğinizi duyar gibiyim :D Ama öyle bence herkesin böyle tercihleri vardır. Herkes her bloğu okumuyor sonuçta. Benimki çok mu güzel yoo hiç de değil :) Ama sevmeyenler de okumuyordur yani.Çok normal birşey.

Barolar Birliği'nden kargo gelmiş eve. Az önce ablam aradı. Kitap göndermişler. Ne kadar düşünceliler aman allahım.Bizim talebimiz olmadan kargolar geliyor eve :D Aynı kanunlardan sayısız tane var elimde. Umarım kanun değildir yine. 

Artık tatil için alışveriş yapmak istiyorum ya. Kabinde denemek için sayısız etek elbise şort alıp kabinin içinde debelenmek istiyorum. Büyük ihtimalle de bana eşlik edecek olan ablama güzel mi nasıl durdu yakıştı mı diye işkenceler yapmak istiyorum. Of çok güzel ya :D

Neyse çok zırvaladım. Gidiyorum ben :)

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Plaza Sesi MİM Yapmış :)

Plaza Sesi'ne beni de mimlemeyi unutmadığı için teşekkür ederim :)) Merak ettiği şeyleri içeren bir mim hazırlamış. Bize de cevaplamak düşer :)

Blog ismin neden bu? Özel bir anlamı var mı ki?

Öncelikle beni ifade eden bir blog ismi olmasını istedim. Ama sonra baktım ki isim beğenemiyorum. Böyle giderse ben günlerce açamam bu bloğu dedim.
Genelde benden,hissettiklerimden, yaşamımdan bahsedeceğim bir blog olacağı için önce birinci tekil şahıs olsun dedim.Sonra da amaan neden birinci olacakmış dördüncü olsun dedim :)
Yani üzerinde çok düşünmeden bir anda çıkmış bir isim oldu. Öyle özel bir sebebi yok. Ama seviyorum "Dördüncü Tekil Şahıs"ı :) Benimsedim yani baya :)
mutlulugundibi'ne gelecek olursam, çok mutsuz olduğum bir dönemdi. Tek amacım yeniden mutlu olmaktı. Saniyelik verilmiş bir kararla öyle yazıverdim işte :)

Hayatının en acı olayı ne ki? Ölüm dışında sana ders veren birşey yaşadın mı hiç?
Ölüm ve hastalıktan daha acı birşey hayal bile edemiyorum. Ama şimdi düşününce gerçekten çok iyi dersler çıkardığım ve sevdiğim insanı üzmeme sebep olan bir olay yaşadım. Ve uzun bir süre gerçekten çok çok üzüldüm. Bloğumu açmamın en büyük nedeni de bu mutsuzluğumdu sanırım. Hasta ruhlu bir insanın nelere sebep olabileceğini gördüm. Bu olay bana cesaret konusunda çok iyi dersler verdi. Sevdiğim birinin desteği ne demek çok iyi öğrenmiş oldum. Neyse ki hepsi geride kaldı. Şimdi çok mutluyum.

Yurtdışında görmek istediğin bir yer var mı ?

Bir yer mi ? Bir çok yer var :) Şimdilik aklıma gelenleri yazıp bazılarının da fotoğraflarını ekledim. Öncelikle ilk aklıma gelenler Venedik,St.Petersburg,Santorini ve Mikonos oldu. Buralara ayrı bir sempatim var. Sonraaa..

♣Pink Lake- Avustralya












♣ Rio Maggiore - İtalya










♣Roma Kolezyumu











♣Bora Bora Adası








♣Alsace-Fransa











♣Capilano Asma Köprüsü-Kanada











♣Grand Place-Brüksel













♣Chambord Şatosu-Fransa












♣Tunnel Of Love-Ukrayna
















Çok uzun oldu ama böyle işte :)

Hayatının kitabı ne?
Çok sevdiğim kitaplar oldu ama hayatımın kitabı diyebileceğim bir kitap yok henüz.

Koleksiyonun var mı?Varsa ne?
Yok. Koleksiyonu olan insanlara özenmişimdir hep ama bende olamadı nedense :)

Hangi enstrüman olmak isterdin?
Viyolonsel yada piyano olabilir.

Mimlediklerim...
Kelebenk
D.S.K.
xCoach
Spot Işığını Arayan Kız
Atarlı Hatun
Aylin
Bilal Aydın

10 Temmuz 2014 Perşembe

15 Soruda Duygular Ortaya Çıksın Mimi :)


Sevgili Şeyma beni mimlemiş. Mim delisi olduğumu biliyorsunuz zaten :)

Bu mimi cevaplayanlarda görüp "mimleseler de yapsam yaa" diye geçiyordu içimden. Şeyma bunu hissetti sanırım :) Teşekkür ederim Şeyma'cım :*

1-En çok kırıldığın / İncindiğin kelime ?
"Sen yapma bari" yada "onun kadar olamadın" kelimeler bütünü beni oldum olası sinir etmiştir. Kimseye bunları söylemem. Bana söylenmesinden de hoşlanmam. Eğer sevdiğim biri söylediyse de üzülür ve kırılırım.

2-Herkesin kullandığı bir kelime olur.Ama senin için bir insan olur.O özel insan o kelimeyi kullanınca alınırsın. Ne düşünüyorsun?
Tek bir kelime olarak bunu ifade edemiyorum şu anda. Ama özel bir insan beni olumsuz anlamda başkalarıyla kıyaslayan herhangi bir şey söylediğinde fazlasıyla alınırım. Bu kin duymama sebep olmaz ama asla unutamam söyleneni.
Benim için özel bir insan değilse zaten umrumda olmaz :)

3-Seni en çok duygulandıran şarkı?


Çook uzun zamandır bunu günde belki 10 defa dinliyorum.İlk defa bir şarkıdan hiç bıkmadım. Sesine bayılıyorum ♥♥

4-Daha önce seni bırakan biri geldi. Senden bir şans istedi sen de o şansı verdin. Ama buna rağmen yine bırakıp gitti. Şimdi yine pişman ne yaparsın?
Hmm bu soruya kafa yorasım gelmedi yaa. Hiç sevmedim :) Bazen ikinci bir şansı hakedenler olur. Ama üçüncü şans hakedilir mi bilemiyorum.

5-Nefret mi? Aşk mı ?
Sonuna kadar aşk diyorum :)

6-Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
Kimin kalbini kırdığıma bağlı :)
Rahat rahat sırnaşıp gönlünü alabileceğim biriyse elimden gelen herşeyi yaparım :) Mesela annemi üzdüysem o bana yüz vermedikçe sarılır öper yanaklarını sıkar ve güldürene kadar da asla bırakmam. O kadar da yapışkanım işte :D
Ama çok yakın olmadığım bir insansa özür dilemekte zorlanabiliyorum bazen. Anlatamadığım utançla karışık bir duygu hissediyorum bu zamanlarda :)
Tabi çok çok büyük bir hata yaptıysam ve bu yüzden kalp kırdıysam özür dilemek boynumun borcu :)

7-Nasıl ağlarsın bağırarak mı? İçine atarak mı?
Bağırarak ağlamam pek. Ağlayamam daha doğrusu :)  Genelde sessiz bir şekilde ağlarım. Hatta bazen sadece gözyaşlarımın aktığı bile olur :)
Zaten en nefret ettiğim şeylerden biri ağlarken teselli edilmektir. Yahu bırakın bir rahat rahat içimi dökeyim değil mi :) Teselli edilince de daha çok ağlama krizine girerim. O yüzden evdeyken bile annem duyup da beni teselli etmeye gelmesin diye sessizce ağlamayı tercih ederim :)

8-En korktuğun şey?
Birincisi sevdiğim birini yada birilerini her ne şekilde olursa olsun kaybetmek. Küslük,kırgınlık da buna dahil. Sevdiğim insanları kırmaktan da çok korkuyorum.
İkincisi işimle ilgili çok büyük bir hata yapıp birinin hayatında kötü bir olaya sebep olmaktan korkuyorum bu aralar. Böyle bir kaç olay yaşayanları gördüm ve korkuyorum :( Belki doktor değilim, sağlık söz konusu değil ama insanlar haklarını, hukuki problemlerini bize emanet ediyorlar sonuçta. Yani dolaylı yoldan ruh sağlığını emanet etmiş oluyorlar. Ve ben işimi iyi yapamayıp vicdanımın beni rahatsız etmesinden korkuyorum.

9-Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin?Kendini nasıl sakinleştirirsin?
Genelde Serkan'la buluşmak yada en azından telefonda konuşmak bile içimi rahatlatıyor ruhum sıkıldığı zamanlarda. Zaten o da sesimi duyduğu gibi anlıyor bir sorun olduğunu. Ses tonum düzelene kadar da elinden geleni yapıyor kıyamam :)
Bazen de kitap okumak çare olabiliyor. Aklımı başka bir yere yönlendirmek iyi geliyor. Yada kendimi hiç yormam ve yatıp uyurum saatlerce :)

10-Bazen kızılmasından hoşlanırsın. Peki en çok ne için kızılmasından hoşlanırsın?
Bazen Serkan'la buluşacağımız zaman dediğimiz saatte hazır olamıyorum. Biraz beklemek zorunda kalıyor. O zaman söylenip durmaya başladığında çok eğleniyorum :D

11-Şiir/müzik/öykü/deneme?
Müzik olmazsa olmazım ve ilk tercihim.
Her ne kadar çok sık okumasam da şiir ve denemeden önce de öykü gelir benim için.

12-En son ne için ağladın?
Şu an sebebini hatırlayamıyorum. Çünkü o kadar saçmaydı ki. Hatırlasam bile buraya yazmazdım büyük ihtimalle :D Malum bayanlar dönemsel zamanlarda saçmasapan şeyler için ağlayabilirler değil mi ? :))
Of nefret ediyorum bu sulugözlü halimden :)

13-Birinde hemen etkilendiğin özellik?
Beni "hemen" etkileyen bir özellik hiç olmadı sanırım ya. Aklıma bir şey gelmedi :)

14-Dayanamadığın şey?
Olur olmaz herşeye akıl vermeye kalkan, her durumda kendini söz sahibi sayan ve en iyi ben bilirim tavrında olan, buna rağmen kendi hayatındaki hataları kusurları görmezden gelen, herşeye burnunu sokmayı huy edinmiş insan müsveddelerine dayanamıyorum.

15-En sevdiğin duygu?
Serkan'la tam 10 ayı doldurmamıza rağmen ne zaman buluşacak olsak ben aynı heyecanı her zaman hissediyorum :) Bu duyguyu çok seviyorum sanırım.
Onun için özel olduğumu hissettirmesi de en en sevdiklerimden :)


Mimlediklerime Gelinceee :)


9 Temmuz 2014 Çarşamba

5 Kelime Mimi

Mime başlamadan önce kelimelerin bana ifade ettiği renkleri seçtim ve inanın bunu yaparken çok zorlandım :) Of  benim bu takıntılarım :) 

Narkoz beni mimlemiş ve kendi cevapları o kadar güzel ki. Benim cevaplarımdan sonra onunkileri okusanız travma geçirebilirsiniz,of bu ne yiaaa iğrenç yazmış Dördüncü Tekil diye aklınızdan geçerse valla darılırım :D Narkoza teşekkür edip başlıyorum...

-AŞK-

İnsana her duygunun "en"ini yaşatan histir bence. Bir anda dünyanın "en mutlusu" "en şanslısı" "en huzurlusu" olabilirken bir anda her şey tersine döner ve dünyanın "en mutsuzu" da olabiliriz. Bence aşk dünyadaki "en tehlikeli" histir. Serkan bana "hayatımdaki en tehlikeli varlıksın" demişti. Uzunca bir süre kaldıramamıştım bu cümleyi :) Ama düşününce her çift biribiri için hem "en değerli" hem de "en tehlikeli varlık" sanırım.

Aşkın yarattığı en güzel duyguysa birine ait olduğunu hissetmek ve onun da sana ait olduğunu bilmek.

 Bazen de aşk "gerçek" olanına ulaştığımızda daha öncekilerin ne olduğuna anlam veremeyişimize sebep olan duygudur. (Aşk buysa öncekiler neydi lan? diyebilmek de mümkün yani.)

Şıpsevdi sakız şeysileri gibi olmadı mı bu? :))

Bak buna bayıldım işte =)

Bir resim daha var ama biraz ayıp :D  olduğu için onu paylaşıp paylaşmamakta kararsız kaldım. Ben çok komik buldum dayanamıyorum sanırım :D Ama bu güzelim soruyu o resimle mahvetmek istemiyorum o yüzden onu yazının eeenn sonuna koyuyorum :))

***  

-HAYAT-



Bazen "neden ben" yada "keşke" diyerek isyan ettiğimiz bazen de "iyi ki"diye şükrettiğimiz iki ucu b*klu değnek olsa gerek. Keyfine göre hareket eden bazen iyi bazen kötü olabilen birşeydir işte. Ama ne olursa olsun güzeldir.

***

-UMUT-




İnsanın hayatından keyif alarak yaşayabilmesi için hiç kaybetmemesi gereken histir. Gerçekleşen umutların yerine bir yenisini eklemek gerekir.

***

-ACI-




Bazen kendimizin bazen de başkalarının sebep olduğu acınası ve salya sümük ağlanası bir duygudur. Ama kimi zamanda ders çıkarılasıdır. Arada beterin beteri var diyerek o acıya şükrettiğimiz bile olur. Zamanla geçmeyen ama zor da olsa alışılan birşeydir. Şiddetine bağlı olarak unutulduğu bile olur.

***
-GÜLMEK-



Ömür boyu kaybedilmemesi gereken bir yetenek. İçten ve samimi gülüşlere sebep olacak anılar ve insanlar biriktirmek gerek. Bir de bunun içten olmayanı vardır ki hiç hazetmem kendisinden. Çünkü hiçbir insanın suratına yakışmıyor.

***



Yaaa aşk olsun ama okuduğun gibi en sona bak diye mi buraya koyduk bu resmi. Ne işe yaradı şimdi ? :D
Ayy utandım :D Benim mim cevabım bol resimli mi oldu ne :) Neyse gittim ben :))

***

Mimlediklerimi yazmayı unuttuuum :) Hemen yazayım bari.

Mor Rimel
maya
butterfly'ınız
Mien
gizlikimlik yani aşye e. :)
D.S.K.

Zeus'un Gazabı-Ruh Eşi Mi? Hadi Canım Sen De :)

Ruh eşini bulmanın peşinde olan ve gerçekten de eninde sonunda onunla karşılaşacağına inanan insanlar var. Bana sorarsanız ruh eşi var mıdır yok mudur ondan şüpheliyim. Bana göre imkansızın ötesinde :) Bence bu bir "uyumluluk" arayışından başka birşey değil.

Şimdi gelelim bu ruh ikizi yada ruh eşi her neyse işte, bunun mitolojik bir hikayesi varmış. Ben de Ahmet Ümit'in Patasana kitabını okurken oradan öğrendim.

Bir zamanlar insanlar 2 kafa,4 el,4 kulak,4 ayak...İşte böyle Allah ne verdiyse her organdan çifter çifter barındıran bir mahlukmuş.(Pek bir çirkinmiş ayol :)) Ayrıca bu yaratık cinsiyet olarak da "androjeni" olarak adlandırılırmış.Ne kadın ne de erkek. 

İnsanlar bu yaratılışlarıyla çok güçlü olduklarından tanrılara karşı gelmeye başlamışlar. Tanrılar da tırsmış tabi. Çözüm aramaya başlamışlar. Hepsini birden yok etmeye kalksalar kendilerine tapacak kimse kalmayacak. Onları bir şekilde cezalandırmak lazım demişler ve devreye karizmatik tanrımız "Zeus" girmiş. 

Zeus'un bulduğu cezalandırma yöntemi şu olmuş: Onları ikiye bölersem hem güçleri azalır, hem de sayıları artacağından biz tanrılara tapanlar sayıca daha fazla olur diye düşünmüş.Ayrıca ikiye böldüğü insanları da dünyanın her köşesine dağıtmış. Böylece Zeus insanları ömür boyu kayıp yarılarını aramakla cezalandırmış.

İkiye bölünen insanların cinsiyeti de kadın ve erkek olarak varlık bulmuş.

İnsanları ikiye bölüp Apollon'a "İnsanların yüzlerini boyunlarının tersine çevir,böylece kendi bölünmüşlüklerini zayıflıklarını görüp daha erdemli olsunlar" demiş.(Burasını çok mantıksız buldum şahsen :)) İnsanlara hadlerini böyle bildirmişler. Eğer yine karşı gelmeye devam ederlerse tekrar ikiye böleceklermiş.

Apollon yüzleri tersine çevirdikten sonra insanların yaralarını iyileştirmekle görevlendirilmiş. Kesilen derileri karın bölgesinde bir kese ağzını kapatır gibi birleştirmiş ve ortada bir delik kalmış. (Bkz. göbek deliği) (Ayrıca iki yaz önce tatilde gördüğüm kadının göbek deliği o kadar çirkindi ki bilinçaltıma işledi. Apollon onun kesesinin ağzını iyi büzememiş zaar )

Bir süre sonra diğer yarılarını arzu eden insanlar yeniden bir bütün haline gelme isteğiyle yanıp tutuşunca üzüntüden,açlıktan ölmeye başlamışlar.  Merhametli Zeus soyları tükenmesin diye acıyıp bunların üreme organlarını önlerine getirmiş. Böylece dişi ve erkek birleşip çoğalmaya başlamış. 

Eksikliklerinin farkına varan insanlar diğer yarılarını aramaya başlamışlar. Bazıları kayıp olan ruh eşlerini bulurken bazıları da o kadar şanslı olmayıp sadece bulduklarını sanmışlar. Bulduğunu sananların yaşadığı şey  "aşk yanılsaması" imiş.

Ruh ikizini bulanların yaşadığı  ise "aşk"olarak adlandırılmış.

İşte"aşk" Aristophanes tarafından Platon'un sempozyumunda böyle anlatılmış.

**Ulan Zeus çok vicdansızsın :))**

ÖNEMLİ! 
Bu arada bizi tamamlayan parçamız olan ruh eşi illa karşı cinsimiz olacak değilmiş haberiniz ola :) Ben söyleyeyim de yani tercihlerinize göre arayın ruh eşinizi :D Hayır yani şahsen ruh eşim bir kadınsa bulduğum gibi arkama bakmadan ayaklarım k*çıma vura vura topuklarım :D

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Daldan Dala Karalamaca


Unutmadan teşekkür ederek başlıyorum bu yazıya :) Sevgili Deep ve Loretta'ya en samimi blog ödülü için teşekkür ederim :) Mutlu oluyorum böyle şeyler yazıldıkça :)

Sonracığıma Hayal Gemisi ayşe e. vardı ya. Bir ara ortadan kayboldu sandık. Ama yeni bir bloğu var artık.Beni takibe aldığında o bloğun ona ait olduğunu bilmiyordum. Yumiyum'un yazısında öğrendim :) Son yazısına ulaşmaya çalıştığımda blog kaldırıldı yazısıyla karşılaştığımda üzülmüştüm. Severek okuduğum bloggerlardandı çünkü. Neyse ki kaybolmamış :) Belki haberi olmayanlarınız vardır. Yeni bloğu işte burada.

Hmm başka özellikle söylemek istediğim birşey yoktu sanırım :) Peki o zaman geliyorum asıl konuya.

Yemek yapmaktan hiç anlamayan çünkü daha önce hiç denememiş olan ben yemek yapmaya başladım. Hem de kaç gündür bir bilseniz :) Annem anneanneme temizlik yapmaya gidiyor günlerdir. C.tesi de birlikte temizlik yaptık eve geldiğimde parmak uçlarıma kadar her yerim ağrıyordu yeminle :) E annecik evde olmayınca da oruçlu olan bir babacık için herşeyi denemeye değer dedim ve yemek yapmaya başladım :) Tabi asıl bahane tatil de neyse çaktırmayın siz. 

1 ay içinde  bazı yemekleri çok iyi yapabilmem lazım. Serkan'ın yanında elim ayağıma dolaşmamalı mutfakta :) Tatil planımızda bir aksilik çıkacak diye ödüm patlıyor ya.  Serkan dün gidip yazlığı da gördü. Bana da çektiği fotoğrafları gönderdi. İçim çok rahat şimdi :)

Pilavı tutturmak zor derler ya. O yüzden her akşam yemeğin yanında pilav denemesi yapıyorum :D Annem yeter artık her akşam her akşam içimiz dışımız pilav oldu diye söyleniyor. Babam güzel olmuş deyince çekemedi tabi benim pilavımı :P Ama gerçekten de güzel olmuştu, mütevazi olamam şimdi :)

Eve gelince yemek bulaşık çamaşır derken mahvoluyorum vallahi. Annemi 23 yaşımda anlayabildim çok şükür :D

Bu aralar bloglarda bir durgunluk mu var bana mı öyle geliyor? Başka zaman olsa okumaya yorum yapmaya yetişemezdim. Her dakika yeni bir yazı olurdu. Ama bu ara çok durgun sanki. Yada ben öncekine göre daha sık girmeye başlamış da olabilirim.

Sonunda en yakın arkadaşlarımın okulları kapandı da döndüler buraya. Bir tanesi zatürre olmuş kıyamam :( Of önceden ne güzel istediğim zaman giderdim onlara. Onlar da bize gelirdi. Ama şimdi iş güç bir haftasonuna bağlı herşey. Ne sıkıcııı :)

İşten geldikten sonra çok sıkılıyorum yaa. Bazen gerçekten sıkıntıdan avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor. Artık internette de kendime bir uğraş bulamaz oldum. Bloğa bakıp çıkıyorum sürekli. Google bile çare olamıyor bu aralar. Bir tavsiyesi olan var mı ki acaba bu konuda ? :)

Ne kadar daldan dala bir yazı oldu değil mi?  :)

Neyse gittim ben daha pilav yapıciiiimm :D



5 Temmuz 2014 Cumartesi

...Bir Çıkış Yolu Olmalıydı...




Önceden olsa psikolog dendi mi "olur mu öyle şey, herşeyin çözümü insanın kendisinde, kendi kafasındadır, öyle psikologla olacak iş değil bunlar,psikolog çözüm olamaz" diye düşünürdü. Ama artık kendini o kadar çaresiz hissediyordu ki, sorunlarını kendi kendine çözmeye çalıştıkça daha çok dibe batıyor ve kafası daha çok karışıyordu. "Acaba gitsem mi, herkes gittiğine göre bir sebebi var herhalde" diye düşünmeye başlamıştı.

17 sene önce yaşıtı olan akrabasının göğsüne attığı yumruklar gözünün önünden gitmiyordu. Oysa morluklar zamanla silinip gittiğinde bir süre de olsa unutmuştu olanları. Ta ki göğsündeki ağrı varlığını sürdürünceye kadar. Kim derdi ki çocukluğunda yaşadığı bir an onu buralara sürükleyecek diye. 

Çok çaresizdi ve artık çare olmaz dediği psikolog yolunu denemeliydi. Çünkü hastalığının ilerleyeceğini ve her an ölebileceğini düşünüyordu. Hayatta hiçbir şey onu mutlu etmez olmuştu. Ne insanlar, ne işi, ne de uğraşları.. Hiçbirşeyden zevk almıyordu. Herşeyden şikayet ediyor ve herkese herşeye karşı hemen sinirlenip ağlayabiliyordu. Duygularını kontrol etme yeteneğini kaybetmişti. Gün içinde aynı şeyleri düşünmekten kendi kendini yiyip bitirir olmuştu. Onu gülümseten,mutlu eden hiçbir şey yoktu.Herşeyden bıkmıştı.

Sadece yaşıtı olan ve ona bunları yaşatan kişi de dahil olmak üzere sağlıklı olan herkesi kıskanıyordu. Özellikle de ona karşı ayrı bir nefret duyuyordu. Aklından bin bir türlü şey geçerken onun bundan habersiz olması ve sağlıklı bir şekilde görünmesi canını sıkıyordu.

Tüm belirtileri taşıdığı için bir depresyon evresinde olduğunun farkındaydı. Herşeyin daha kötü olacağı korkusuyla uyanıyordu hergün.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi olanları ve hissettiklerini ailesine de anlatamıyordu. Anlatırsa bunun yaratacağı sonuçlardan korkuyordu. Onların bunu kaldıramamasından,üzülmelerinden korkuyordu. Kimseyle paylaşamadığı için yükü kat kat artıyordu. 

Belki de çözüm olmayacağını bile bile sırf biriyle paylaşıp rahatlamak adına gitmeliydi psikoloğa. 8 yaşındayken yaşıtı olan bir akrabasının yumruk atmasıyla göğsünde morluklar oluştuğunu, izlerin zamanla geçtiğini ancak bir süre sonra ağrılarıyla birlikte iç organlarının hasar gördüğünü öğrendiğini ama bunu kimseyle paylaşamadığını, mutsuz olduğunu ve hastalığının ilerleyip onu ölüme sürüklemesinden korktuğunu söylemeliydi. Yaşadığı tüm depresyon belirtilerini tek tek anlatmalı,bunları ailesine bile anlatamadığını söyleyerek ve hatta ağlayarak içini dökmeliydi.

Yada tüm bunları anlatmaya gerek var mıydı? Bu daha uzun ve yorucu bir süreci beraberinde getirmez miydi? Sorular cevaplar,seanslar,antidepresanlar,uzun süreçli bir tedavi... Evet belki de sadece sebebi olmayan bir depresyon dönemi gerçirdiğini söylemeliydi. Herşeye sinirlendiğini,ağladığını ve mutsuz olduğunu anlatmalıydı.

Ama ya bu şekilde bir yere varamazsa? Sonuçta bilinçaltında aynı düşünceler hep varlığını sürdürecekti.Ya bütün hayatını bu şekilde sürdürmek zorunda kalırsa? Düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu. 

Karar veremiyor, içi içini yiyordu. Herşeyiyle tüm olanları anlatırsa uzun bir tedavi sürecinin onu yıpratacağından,daha çok üzeceğinden korkuyordu. Karar vermişti. Psikoloğa gidip nedeni olmayan bir depresyon süreci geçirdiğini anlatacak ve mutsuz olduğunu söyleyecekti.Asıl sebebi gizleyecekti. En azından ilk olarak bunu denemeliydi. Bir süre sonra hala aynı düşünceler içini kemirmeye devam ederse bu sefer diğer seçeneği deneyip psikologla herşeyi paylaşırdı.

***

Randevu saatinin gelmesini bekliyordu. Oturduğu deri koltukta durmadan bacaklarını titretiyor ve parmaklarını çıtlatıyordu. Duvarların üstüne üstüne gelmesini izledi uzun bir süre. Sonra gözlerini kapattı, derin derin nefes alıp sakin olmaya çalıştı. Ama yapamıyordu. İçinden sürekli " sadece sebepsiz bir depresyonda olduğumu anlatacağım. Bir anda herşeyi anlatıp kendimi zorlu bir sürece sokmama gerek yok" diyerek kendini ikna etmeye çalışıyordu.

Bir anda düşüncelerinden sıyrıldığında odaya çağrıldığını farketti. Yerinden kalkmak için bile cesaret bulamadı kendinde. Elleri ter içinde kalmıştı.

Odaya doğru adeta geri dönmek isteyen adımlarla ağır ağır ilerlemeye başlamıştı. Aslında biraz da geldiğine pişman olmuştu. Aklı karışmıştı, ne anlatacağını bilemez haldeydi.Ardından kapı kapandığında "saçmalama buraya gelmekle en doğrusunu yaptın" dedi içinden.

***

Korkularını anlattığı, gerçeklerle yüzleştiği odadan çıktığında gözleri kıpkırmızıydı. Sadece mutsuz olduğunu ve ağladığını anlatmaya başladığında kendini tutamamış ve hıçkırıklara boğularak ağlamaya başlamıştı. Bu şekilde kendini bırakacağını hiç düşünmemişti aslında. Nereden bilecekti ki ? İlk defa bunları biriyle paylaşıyordu. Hafiflediğini hissetmişti. Ve hayatında ilk defa ağlaması bir işe yaramış, kendini iyice bırakarak tüm olanları, 17 yıl öncesini, yumrukları, morlukları, göğsünde hissettiği acıyı, ölüm korkusunu,sağlık konusunda duyduğu kıskançlığı, sinirlenip herşeye ağladığını, çok mutsuz olduğunu, hastalığının ilerlemesininden korktuğunu herşeyi,tüm hislerini en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı.

Rahatlamak böyle birşeydi. Ve bir kez daha anladı ki paylaşmak kadar insana destek olan bir şey daha yok. Gözyaşlarını sildiği peçeteyi elinin içinde sıkarak bir sonraki seansa gelmek üzere oradan ayrıldı...

***
Böylece bir Dramim'in sonuna geldim :) Sanırım ben olsam gerçekleri anlatmaktan önce çekinir ama sonra büyük ihtimalle ağlayacağım için kendimi kaybedip herşeyi döküverirdim ortaya :) Bu konudaki düşüncelerimi öyküleştirerek ve kendimi o kişinin yerine koyarak anlatmayı daha doğru buldum.

Teşekkürler Kafa Dergi  :)



Neyi, Nasıl, Nereden Başlayarak Anlatacağından Emin Değildi...


Kafa Derginin dramiminden herkes haberdar tabi ki. Ve sanırım şimdiye kadar en zorlayıcı mim bu oldu. Çünkü insan baştan savma bir şekilde yapmak istemediği için sürekli erteliyor.

Dün paylaştığım yazımı yazıp yayınladıktan sonra aklıma Kafa Dergi'nin şu satırları geldi. "Aklıma gelen bu dramimin klasik mimden farkı şu: Onlarca soru yerine tek bir soru var. Kafanızdan uydurduğunuz -belki yaşadığınız- bir olayı anlatacaksınız, ama bu olay dram içerikli olacak ve en sonunda da "Siz olsaydınız ne yapardınız?" diye sorup, istediğiniz kişileri dramimleyeceksiniz! "

Yazıda anlattığım kişi psikolojik destek almayı gerçekten çok istiyor. Ama kendisine bunu söylediğimizde "ne anlatacağımı bilmiyorum" diyor. E eşiyle arasında neler yaşandığını ve nasıl bu hale geldiklerini biz de tam olarak bilmiyoruz. Sadece anlattığım şeylerden haberdarım hepsi bu. Yani o "aşkın" nasıl bu hale geldiği bir soru işareti. İşte tam da bu kısmını sizin hayal gücünüze bırakarak "siz olsanız ne yapardınız,psikoloğa neler anlatırdınız yada bu ilişkinin bu hale gelmesinin sebepleri neler olabilir?" diye sormuşken aklıma dramim geldi. Ve neden bu da yeni bir dramim olmasın dedim. Sonra yazının sonuna dramimle ilgili bir paragraf ekleyip güncelledim. Tabi uzuuuun uzuuun telefonda yazınca pek kontrol etmeden yayınlayıverdim yazıyı. Haliyle de Kafa Dergi de dahil herkes dramim cevabını verdiğimi sandı :) Ama bu yeni bir miiim :)

Şimdi bu açıklayıcı yazıyla birlikte mimleme zamanı :) Özellikle mimlemek istediğim iki kişi var. 

*Yazdığı Bir Anoreksik Hikayesi'ni çok çok beğendiğim ve yazdıklarını çok içten bir şekilde hissettirdiği için Şeyma(Umut Hikayem)

*Bir de Kötü Şans hikayesini çok severek takip ettiğim için Şenay(Beyaz Gemi)

 "Çok aşık olan bir adamın bu hale gelmesinin sebebi ne olabilir?" bunu hayal gücünüze bırakıyorum. Ve buna bağlı olarak da "psikoloğa neler anlatılabilir?"

Umarım sizi çok zorlamış olmam. Gerçekten merakla bekliyorum yazacaklarınızı :)

E bir de tabi ki isteyen herkes mimlendi :)

Not: Bir daha da telefondan bloggerlık taslamak yok arkadaş :)

O Tatlı, Masum Yüreğe...

Sabahın erken saatlerinde sanki bir felaketi haber verirmişçesine çalan telefonun sesine uyandı. Uyku haliyle rüya mı gerçek mi olduğunu algılamaya çalıştı. Evet evet, gerçekten çalıyordu. Yanında uyuyan 4 yaşındaki oğluna baktı. Eğer o da uyuyorsa saat çok erken olmalı diye düşünerek apar topar yorganın altından çıkıverdi. Bu saatte insan güzel bir haber için aramazdı ki. 

Arayan kendisinden kilometrelerce uzakta yaşayan annesiydi. Telefonu açtığında ise duyduğu sesi algılayamadı bir an. Annesi değil ablasıydı. İyi de ablasının bu saatte orada ne işi vardı ve neden onu arıyordu ? 

Ablası sakin olmaya çalışan bir ses tonuyla "Telaşlanma ama annem yeniden rahatsızlandı, illa seni görmek istediğini söylüyor. Ben de sabredemedim erken aradım seni" diyordu. Ama annesini telefona istediğinde ısrarla lafı dolandırıyordu.

Bu konuşmanın üzerine oğlunu uyandırıp apar topar hazırlanıp yola çıktılar. Gece nöbette olan ve henüz eve bile gelmemiş olan kocasını yolda giderken aradı. Annem rahatsızlanmış demesine rağmen adam hala "ben gelmeden, bana sormadan nasıl evden çıkarsın" diyerek öfkesini kusuyordu. Yol boyunca korktuğu şeyle karşılaşmamak için dua etti. 

Evin olduğu mahalleye vardığında koşar adımlarla, oğlunu da kolundan çekiştirerek hızlı hızlı ilerlemeye başladı. Her adımında içindeki çığlıkları bastırmaya çalışıyordu. Oğluysa anlamadığı,algılamadığı bir çok soru sorarak onun adımlarına ayak uydurmaya çalışıyordu. Sadece arada "anne yoruldum ben" dediğini duyar gibi oluyordu. Oğlunu kucağına aldı ve hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Evin bahçesine yaklaştıkça bir çok insan sesi duymaya başladı. Kalp atışlarını vücudunun her zerresinde zonklama şeklinde hissediyordu. Bahçenin önüne geldi ve görmekten korktuğu manzarayla karşılaştı. Telefonda annesinin rahatsızlandığını söyleyen ablası hıçkırıklara boğularak ağlıyordu.Hıçkırıklarının arasında ağzından arka arkaya aynı kelime dökülüyordu."Annem,annemm"

O an bu kelimenin aslında kendisine dünyaları ifade ettiğini anlamıştı. Bacaklarının uyuşmaya başladığını ve birinin kucağından oğlunu aldığını hayal meyal hatırlıyordu.Çocukluğunun gençliğinin geçtiği odada açtı gözlerini. Etrafını çevreleyen bir kaç kişi "ayıldı, kendine geldi" gibi birşeyler mırıldanıyordu. Karşılaştığı manzara belirdi bir an gözlerinde. "Annemi gösterin bana" diyerek fırlamaya çalıştı yattığı yerden ama engel oldular ona. O yatarken ablası ağlayarak annesinin öldüğünü söyledi. Ölüm kelimesi hiç yakışmamıştı annesiyle aynı cümleye. Kabul etmedi, kabullenemedi. Boğazını yırtarcasına "ölmedi" diye çığlıklar atmaya başladı. Annesinin mezarına toprak atılırken bile inanamadı. 

Günler sonra aklına kocası geldi. En zor zamanında yanında olması gereken asıl insan oydu. Ama yoktu. Zaten daha farklı davranmasını da bekleyemezdi ondan. Tanıdığı,aşık olduğu adam nasıl da bu hale gelmişti 5 yılda. O anda kendine acıdı. Annesinin öğütleri geldi aklına. "Bak kızım, evliliğin acelesi yok okulun bitsin hele bir öğretmen ol yine evlenirsiniz. Evlilik için okul mu bırakılır? Emek verdin sen bugünlerin için" ve bunlara benzeyen daha bir çok cümle. 

Ama yok, dinlemedi annesini. O kocam dediği adam da "ben ailemi kimseye muhtaç etmem senin okulunu bitirmene gerek yok, bak tayinim çıkacak gideceğim buralardan yıllarca hasretlik mi çekeceğiz okulun bitecek diye" diyerek ikna etmişti onu. O zamanlar için aşk galip gelmişti işte. Ama ya şimdi?

Kaç gün geçtiğinin bile bilincinde olmadığı bir anda artık evine dönmesi gerektiğini hatırladı. Her gün acıyla uyanıyordu. Belki kendi evinde oğluyla birlikte aşabilirdi bunu. Dönüş vaktiydi artık. Otobüste hayatının en değerli varlığını kaybettiğine inandırmaya çalıştı kendini. Oğlunun minik elleri gözlerinden düşen yaşları silerken yapabildiği tek şey onun mis gibi kokusunu içine çekmekti. Teselli eden bakışlarını gördükçe daha çok ağlıyordu.

Evine girdiğinde kocasının buz gibi bakışlarını üzerinde hissetti. İçinden "belki aramız düzelir, bu durumdayken de bana soğuk davranacak değil ya" diyerek bekledi. Adam yaklaştı, yaklaştı... Oğlunu kucağına alıp hiçbirşey demeden arkasını dönüp odaya gitti. Oysa birşey demesini beklememişti. Tek istediği eskisi gibi ona sarılması ve desteğini hissettirmesiydi. Ama olmadı. O koskoca adam minicik yüreğiyle kendisini teselli etmeye çalışan oğlu kadar olamadı.. Kocasının buz gibi bakışlarından kendisini daha zor günlerin beklediğini anlamıştı.

Haftalar geçmesine rağmen her sabah kalbindeki ağır yük ve acıyla uyanıyordu. Ve hiçbir sabah bu acıyı anlamlandıramıyordu. İnanamıyordu,kabullenemiyordu annesinin öldüğünü. Çoğu sabah olduğu gibi o sabah da kocasını uyandırıp "bana ne oldu, neden kendimi çok kötü hissediyorum, kalbimdeki bu yük neden" diye sormuştu. 

Adam yataktan kalktı ve "sen benimle dalga mı geçiyorsun. her sabah aynı şey bıktım artık öldü annen öldü öldüüüü. Anla artık anlaa" diye tükürürcesine sıraladı kelimeleri. İşte o anda sağ yanağına inen bir darbeyle kafası yastığa düştü.

Evliliği boyunca yiyeceği tokatların ilki oldu. Ne acı hissetmişti ne de kızgınlık... Aklına gelen tek şey annesinin öğütleri oldu...Bundan sonra yaşayacaksa bunun tek sebebi masum,küçük bir yürekti...

Tedavi olmasi gerektiğini hissediyordu. Ama neyi nasıl nereden başlayarak anlatacagindan emin değildi
***

Bu yazımı Kafa Dergi gibi dramim olarak adlandırabilir miyim acaba ? Neden olmasın ? Bence olabilir :) Kafa Dergiye teşekkür ederim beni dramimlediği için.Çok çok geç kalmış bir  mim oldu ama kisa surede bir anda yazilacak gibi degildi.özür dilerim kendisinden.Bu aksam taslaklardaki mim cevabimi da birkac duzenlemeden sonra yayinlayacagim :) (telefondan yazılan bir yazi oldugu icin dramimi cevaplamisim gibi anlasildigindan duzeltilen ve guncellenen paragraf. Bu yeni bir dramim anlayacaginiz :)
Bir daha da telefondan post yayinlamam :D insan bazi seyleri gozunden kacirabiliyor.

Yazarken tek hissettiğim şuydu; keşke gerçekten yaşanmış birşey olmasaydı. Ama maalesef ...

Hepinize güzel bir haftasonu diliyorum.

İyi geceler...